Çoban Ali

Çoban Ali Masalı
Çoban Ali, bütün gün dağlarda, bayırlarda koyunlarını otlatır, onlara kaval çalarak vakit geçirirmiş. Çoban Ali doğanın ortasında koyunlarıyla baş başa olduğu için pek konuşmazmış. Kiminle konuşsun ki? Konuşmaya gereksinim duyduğunda kavalını çıkarır, ona düşüncelerini üflermiş yanık yanık.
Bir gün, durgun bir su kena
Çoban Ali: Çoban Ali

Ender ile Sevimli Devekuşu

Ender ile Sevimli Devekuşu

Ender, ortaokul son sınıfta okuyan zeki ve çalışkan bir öğrencidir. Aynı zamanda çok sevimli bir kişiliği de olan Ender’i tanıyan abileri onu çok sevmekte ve kendisine okuması için bol bol kitap vermektedirler. Bir gün abileri Ender’i yanlarına alarak hayvanat bahçesine götürdüler. Ender burada gezinip hayvanları tanımaya çalışı
Ender ile Sevimli Devekuşu: Ender ile Sevimli Devekuşu

Fareli Köyün Kavalcısı

fareli_koyun_kavalcisi
Fareli Köyün Kavalcısı Masalı

Bir varmış, bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalbur zaman içinde develer tellalken, pireler berberken, ben annemin beşigini tıngır mıngır sallarken; ülkenin birinde bir köy varmış. Halkı mutluluk içinde yaşarmış. Günlerden bir gün köyün bütün evlerine fareler dolmuş. Binlerce fare köyün sokaklarında, evlerde dolaşıyorlarmış. Yatak odasına gitseler, mutfağa girseler farelerden geçilmiyormuş. Ne bulurlarsa yiyorlarmış. Halk ne yapacağını şaşırıp kalmış.

Köy muhtarından bu işe bir çare bulmasını istemişler. Muhtarın da elinden bir şey gelmiyormuş. Böylece köyün adına fareli köy denmiş. Fareli köyün çocukları da, bu pis yaratıklarda bıkmışlar. Bir gün fareli köye bir çalgıcı gelmiş. Muhtara:

“Eğer bana bir kese altın verirseniz, köyü farelerden temizlerim.” demiş. Bütün köy halkı bu habere sevinmişler. Aralarında hemen çalgıcının istediği bir kese altını toparlamışlar ve muhtara teslim etmişler. Halkın tek istediği bu farelerden kurtulmakmış. Çalgıcı isteğinin kabul edildiğini öğrenince başlamış kavalını çalmaya. Kavaldan öyle tatlı, öyle güzel sesler çıkıyormuş ki, fareler saklandıkları yerlerden akın akın çıkarak çalgıcının yanına geliyorlarmış.

Kısa bir sürede çalgıcının etrafı binlerce fare ile dolmuş. Köydeki bütün farelerin çalgıcının etrafında toplandığı sırada çalgıcı yürümeye başlamış. Köye gelirken gördüğü dereye doğru yürümüşler. Çalgıcı önde kavalını üflüyor, fareler peşinden geliyormuş. Çalgıcı dere kenarına gelince suyun içine yürümüş. Derede o kadar çok su varmış ki ama çalgıcı karşı kıyıya geçmiş. Farelerde peşinden gelmek isteyince dereye düşen fare suda boğulup ölmüş. Bütün fareler ölünceye kadar çalgıcı kavalını öttürmeye devam etmiş. Çalgıcı bütün farelerin öldüğünü görünce ödülü olan bir kese altını almak için hemen köye geri dönmüş. Fareleri yok eden başarısından sevinç duyduğu için, emin adımlarla yürüyormuş. Sonunda köye varınca:

“Bir kese altınımı alırım. Bu altınlarla şehre gider, işimi kurarım. Bende zengin insanlar arasına katılır ve rahat yaşamaya başlarım” diye düşünmüş. Bu düşüncelerle muhtarın yanına varan çalgıcı muhtardan ödülünü istemiş. Muhtar oyun bozanlık yapmış.

“Nasıl olsa farelerden kurtulduk, bir kese altını vermesem olur” diye düşünmüş. Çalgıcıya çeşitli nedenler göstererek altınlarını vermemiş. Çalgıcı kandırıldıgını anlayınca:

“Ben size bir oyun oynayayım da görün” demiş. Başlamış kavalını çalmaya. Kavalın sesini duyan bütün çoçuklar çalgıcının yanına koşmuş. Çalgıcıda hem kavalını üflüyor, hemde yürümeye başlamış. Köyün bütün çocuklarıda kavalcının peşinden gitmişler. Köyde hiç çocuk kalmamış. Analar babalar kara kara düşünmeye başlamışlar. Köylüler muhtara gidip:

“Ne yapacağız, ne edeceğiz. Sen çalgıcının hakkı olan bir kese altını vermeliydin. Bak şimdi çocuklarımızı aldı götürdü” demişler. Kavalcı kızgın kızgın, peşinde çocuklarla birlikte ormana varmışlar. Ormanda bir ağacın altında dinlenirken aklına tekrar muhtara gitmek altınlarını bir daha istemek gelmiş. O sırada telaşla yerinden kalkınca kavalını almayı unutmuş. Sihirli kavalı bulan bir çocuk, arkadaşlarının yanına gelmesi için başlamış çalmaya. Kavalın sesini duyan çocuklar hemen ormanda toplanmışlar. Hemen köye, annelerinin babalarının yanına dönmeyi düşünmüşler.

Kavalı bulan çocuk köyün yolunu biliyormuş. Kavalı çalan çoçuk önde diğerleri arkasında köye geri dönmüşler. Anneleri, babaları çok sevinmişler. Şenlikler düzenlemişler. Kırk gün kırk gece bayram etmişler. Tabi bu sırada da köylüler muhtarı azarlamışlar. Çalgıcının hakkını vermesini söylemişler. Hakkını alan çalgıcıda hayallerini gerçekleştirmek için köyden ayrılmış. Onlar ermiş muradına, biz gidelim diğer masalları okumaya.

Masallar oku

masaloku

Çocuk Masalları Oku

masal okuma çocukların zihinsel gelişimine katkı sağlar, çocukların hayal dünyalarını genişletir, çocukları hayata hazırlar. Masallarda her zaman iyiliğin mutlaka kazandığı kötülüğün ise her zaman sahibine zarar verdiği anlatılır.

Çocuklarımızın ruhsal ve zihinsel gelişimine katkıda bulunmak için bir masal okuma sitesi hazırladık. Masal okuma sitemizde çocukların hayal dünyasını geliştirmek ve onlara farklı pencerelerden hayata bakmayı öğretmeyi amaçlıyoruz.

Dünyaca ünlü seçme masallar ve Türk kültürünü oluşturan masalları özenle çocuklarımız için seçiyor ve sitemizde yayınlıyoruz. Türk kültürünün en önemli masal kahramanı şüphesiz keloğlan’dır.

Keloğlan tiplemesi masallarda daima iyilik, doğruluk, dürüstlük ve çalışkanlığı sembolize eder. Bu bağlamda çocuklarımızın bu masalları okumasını ve geleceğe aynı perspektifte bakmalarını amaçlıyoruz.

Masalları öğretmek, nesilden nesile aktarılmasını sağlamak, evrensel değerleri, “doğruluk, iyilik,dürüstlük, çalışkanlık” gibi temel öğretileri çocuklarımıza aktarmak hepimizin vazifesidir.

Masal sitemizin adresi http://www.masaloku.com sizler de sitemizi inceleyebilir, katkıda bulunmak için bizlere yardımcı olabilirsiniz. her zaman iyiliğin doğruluğun ve dürüstlüğün hakim olması dileği ancak yeni kuşaklara verilen öğütlerle gerçekleştirilebilir.

Sevginin Gücü

sevginin-gucu
Sevginin Gücü Hikayesi

Bir yaz boyunca gölgesinde, dostluğu yaşadığım elma ağacı. Hüzünlerime, tasalarıma, sevinç ve mutluluğuma ortak oldu. Bana nasılda arkadaşlık ederdi. Uyanınca, annem ve güneşten sonra ona merhaba derdim. Bulutlu yağışlı günler, pencereden ‘günaydın’ diye bağırırdım.

Benim özgürlüğüm güneşin parlak ışıklarına bağlıydı. Annem güneş doğunca, elma ağacının yanına gidip, onunla konuşup, gölgesinde oynamama izin verirdi. Elma ağacının dallarında salıncağım asılıydı. Salıncağımla bir oyana, bir bu yana sallanır, en güzel şarkılarımı söylerdim. Kuşların, dallarında uçuştuğu, yaprakları arasında saklambaç oynandığı elma ağacım; benim en iyi arkadaşımdı. Kuşlar dallarına konar, uçar. Bir aşağı dala, bir yukarı dala inip çıkıyorlardı. İlkbaharda güneşi görünce, yeşil yaprakların arasında rengârenk çiçeklerin üstünde rengârenk kelebekler uçuşurdu.

İçimden diyorum ki bu kuşlar kendi aralarında ne güzel, hiç kavga etmezler, insanlara ve ağaçlara hep şarkı söylerler. Akşam olunca yuvalarına benim gibi koşarlar. Kuşlar kelebekler ve elma ağacı ayrılmaz arkadaşlardık. Babam işten gelince beni elma ağacının altında bulur. Sıcak yaz gecelerinde akşam yemeğini elma ağacının altında yerdik. Ama geceleri kuşlar olmazdı. Sadece bir kuş uçar giderdi. Onu babama sordum. “Yarasa” kuşu derdi. Geceleri yıldızlara bakar yerde onların kırıntıları ateş böcekleri bahçede oynaşırlardı.

Bu mutluğun kâbusa dönüşeceği günler yaklaşmıştı. Sonbaharın son sıcakları, elmalar olgunlaşmış, kırmızı, al elmalar toplanacak günleri bekliyordu. Bazı günler ben yorulmayayım diye elma ağacı kırmızı elmaları yere düşürerek bana sunardı.

Ne yazık ki o gün olanlar oldu. Elma ağacının kırmızı elmalarına dayanamayan yaramaz bir çocuk, uzaktan bir taş atmış. Elma ağacından kafama bir kaç elma ile taş düştü. Anneciğim diyerek başımı tuttum ve elimi başıma götürdüm. Kırmızı elmanın alı gibi al kanlarda elime geldi. Bütün suçu elma ağacında gördüm. Seninle ne güzel dosttuk. Dost dostuna böyle yapar mı dedim? Ayağımla elma ağacına vurdum vurdum. Bir daha elma ağacının yanına gitmedim. Elma ağacı da çok üzülmüştü. Elmaları bitince kimse yüzüne bakmayacaktı. O da biliyordu ama derdini anlatamazdı. Çünkü konuşmayı bilmiyordu.

Gel gelelim bahar oldu. Bütün ağaçlar yeşerdi. Elma ağacı yeşermiyordu. Küsmüştü dünyaya, meyve vermeyecek diyordum. Çünkü en iyi dostunu kaybetmişti. Çiçekleri eskisi gibi açamadı. Kuşlar, arılar, kelebekler eskisi gibi dallarında uçuşup şarkılar söylemiyordu. Buna çok üzüldüm. Barışmaya karar verdim. Gittim halini hatırını sordum. Yine dost olalım dedim. Annem de söyledi “senin suçun yokmuş.” ‘Yaramaz bir çocuk atmış taşı’ dedim. Ağacın dallarını öptüm öptüm. Birkaç gün sonra ağaç çiçeklerini açmaya başladı. Ben bu olaya çok sevindim. Artık elma ağacı benimle barışmıştı.

Tekrar kuşlar döndü cıvıl cıvıl, arılar, kelebekler uçuşuyordu. Akşam babama sevinçle ağacın çiçek açtığını söyledim. “Bunun nasıl olduğunu anlayamadım?” Dedim. Babam ‘sevginin gücü’ diye cevap verdi.

Muallim AYHAN BİNGÖL

Aslan, Eşek ve Tilki

Aslan, Eşek, Tilki Masalı

Ezop masalarından yepyeni bir masal daha sizlerle.. İyi okumalar.. Aslan, eşek ve tilki birlikte avlanmaya çıkmışlardı. Her ne avlarlarsa, aralarında pay edeceklerdi. Anlaşmanın şartlarına da hepsi uyacaklardı. Kocaman besili bir geyik ele geçirdiler, aslan pay etme işini eşeğe verdi. Eşek düşündü, taşındı, anırd
Aslan, Eşek ve Tilki: Aslan, Eşek ve Tilki

Güneş Kızı Masalı

Güneş Kızı

Bir varmış, bir yokmuş evvel zaman içinde kalbur saman içinde eski zamanların birinde çok zengin bir adamın üç oğlu varmış. Adam büyük oğlunu bir vezirin kızıyla evlendirmiş. İkinci oğlu ise fakir bir kız almış. En küçük oğlu, ağabeylerine demiş ki :

Babama söyleyin, ben evlenmek istemiyorum! O şehirde de bir aile
Güneş Kızı Masalı: Güneş Kızı Masalı