İyi Komşu Kötü Komşu

iyi-komsu-kotu-komsu

İyi Komşu Kötü Komşu Masalı

Yılan ile yengeç komşuydu. İyi bir komşu olan yengeç iki de bir yılanı uyarıyormuş.

-Bak, biz komşuyuz. Birbirimize bir kötülük etmeden geçinip gidelim. Hem kötülük ten ne sana yarar gelir ne de bana dedi. Fakat kötülük yılanın kanında var o yüzden hiç durur mu?

-Ah bir açığını bulsam şu yengecin hakkından gelsem ne güzel olur diye düşünürdü.

Yengeç sonra baktı ki bu iş olacak gibi değil. Sonun da yılanı uyurken kıskıvrak bastırdı ve öldürdü. Kıvır kıvır olan yılan ölünce bir ip gibi dosdoğru uzandı kaldı.

Yengeç onun bu halini görünce baktı baktı:

-Be yılan dedi. Bu insanlığını, bu dosdoğruluğunu sağken yapsaydın da şimdi ölmesen olmaz mıydı.

Kötüler iyilik yaparken herkesi canından bezdirirler.

Keloğlan ile Padişah

keloglan-ile-padisah-masali

Keloğlan ile Padişah Masalı

Masal masal içinde Keloğlan var bu masalın içinde.. Bir zamanlar bir keloğlan vardı. Bu keloğlan büyüdü gelişti iyi,mert bir delikanlı oldu. Ama keloğlan çalışmayı hiç sevmez ve boş boş gezerdi. Zavallı annesi de oğluna git çalış para kazan dedikçe keloğlan;

-Para benim neyime değme ana değme benim keyfime yazık olur emeğime et doldur tabağıma derdi.

Günlerden bir gün keloğlan bir iftiraya uğramış. Kolcu ya yakalanmamak için hemen dağlara kaçtı. O yörenin beyi keloğlanı altınlarımı çaldı diye suçladı. Beyin baskısından yıllardır bıkıp usanan köylüler ise keloğlana ekmek ve yemek götürerek onun dağları mesken tutmasını sağladılar.Bir,iki derken karın tokluğuna tarlada çalışmak istemeyen on köylü hemen keloğlanın çevresinde saf tutu. Ve sonra da onun gücüne güç kattı. Sonra bir gün adamları ile düze inerek beyi sindirip korkuttu. Tarlalarda çalışan köylüler ise hemen keloğlanın yanına gelerek.

-Sen çok yaşa keloğlan emmi diye bağırdılar. Kolcular keloğlanın etrafını sarınca da hemen araya girerek keloğlanı dağa kaçırdılar.

Olanlardan haberi olan ülkenin padişahı tebdil kıyafet giyerek köylüler ile konuştu. Keloğlan ile tanıştı. Onun iftiraya uğradığını hemen anladı.Sonradan kimliğini açıkladı. ve keloğlanı sarayına davet etti.Sarayda padişahın güzeller güzeli kızını gören keloğlan kıza aşık oldu. Kız ününü duyduğu keloğlanı görür göremez hemen sevdi. Sonra ki keloğlan annesi ile birlikte saraya gelerek padişahtan kızını istedi. Padişah kızını keloğlana verdi.

Düğün günü bey kenarda eğlenceleri izlerken onun baskısından kurtulan köylüler hem oynadılar hem de eğlendiler. Yıllar sonra bile çocuklarına ,torunlarına keloğlan dağlar padişahı diye bu anılarını anlattılar.

Tilki ile Leylek Masalı

tilki-ile-leylek

Tilki ile Leylek Masalı

Tilkinin bir gün iyilik yapacağı tuttu ve leyleği yemeğe davet etti.

-Ama dedi tilki bizde misafir umduğunu değil bulduğunu yer

Meğer tilkinin cimrisi hepsinden beter.Tilki hemen bir kaşık ve bir çorba çıkardı ve afiyet ile yedi.Tilki uzun gagası ile yemeği yemeğe çalışırken.Tilki hepsini bir solukta bitirdi.

Leylek bu duruma çok kızdı ama çekti hepsini sineye.

Kısa bir zaman sonra oda tilkiyi yemeğe davet etti.

-hay hay dedi tilki nasıl gelmem ben dostlarıma naz etmeyi sevmem .

Tilki yemeğe tam saatinde geldi.Leyleğe türlü türlü diller döktü şu güzel bu güzel yemeğin kokusu.

Gel iştahım gel.Ama gerçi tilkilerin iştahı pek nazlı değildi ama et kokusu başka bir şeydi.

-Bu kuşbaşı galiba dedi tilki

Bayılırdı tilki böylesine. Hele bir de et kıvamında pişmişse

Derken yemek sofraya geldi fakat nasıl geldi.Kokusunu al eti arada bul Et dar boğazlı upuzun bir çömlek içinde ve tam leyleğin gagasına göre. Tilki burunu çömleğin içine burgu etse de nafile . Hemen kuyruğunu kıstı sonra da evine döndü.

Aç kaldığına mı yansın yoksa bir kuşa rezil olduğuna mı?

Kurt ile At Masalı

kurt-ile-at

Kurt, Koyun, Keçi ve At Masalı

Bir zamanlar bir koyun, bir keçi, bir at ve bir de kurt varmış. Bir gün keçi ile koyun aç oldukları için kırda dolaşmaya ve yayılmaya çıkmışlar,o sırada bir kurda rastlamışlar ve korkup durmuşlar.

kurt

-Koyun kardeş ben seni yiyeceğim,çünkü karnım çok aç demiş

Bunun üzerine koyun

-Beni bulmuşsun ye istersen beni ama benim senden bir ricam var.Sen beni şimdi yeme önünde biraz oynayıp, birazcık da pehlivanlık edeyim beni ondan sonra ye demiş.

Kurt da koyunun bu isteğini kabul etmiş.Koyun önce sağdan sola sonra soldan sağa zıplamış.Daha sonra ise bir taraf dan bir tarafa koşmuş durmuş. Kurt da hep böyle koyunun çevresinde dolanıp onu izlemiş. Koyunda şöyle yapmış böyle yapmış sonun da bırakıp kaçmış.Kurt beklemiş beklemiş ama koyun gelmemiş.

Kurt hemen onu aramaya koyulmuş fakat bir türlü koyunu bulamamış. Oradan geçerken yolda bir keçiye rastlamış. Kurt koyuna o kadar sinirlenmiş ki koyunda onun elinden kaçtığı için kurt bütün hırsını keçiden çıkarmaya karar vermiş.

Keçiye

-Keçi kardeş benim karnım çok aç seni yiyeceğim demiş.

Keçi

-Sen sadece beni yersen eline ne geçer. Benim iki tane yavrum var onlarda mağarada. Bırak beni gideyim onlara süt vereyim sonra yavrularımı da alıp buraya geleyim. Böylece hepimizi birden ye.Taki beni yedikten sonra yavrum kalmasın yahut yavrularımı yedikten sonra da ben kalmayayım demiş.

Kurt peki demiş.Keçi gitmiş ve mağaraya girmiş. Hemen yavrularını emzirmiş. Sonra onları da alıp başka bir tarafa kaçmış. Kurt beklemiş beklemiş ama keçide gelmemiş. Bunun üzerine kurt kalkıp yollara düşmüş.ve keçiyi dağ bayır aramaya başlamış. Fakat tüm çabalarına rağmen keçiyi bulamamış.

Sonunda ikisini de elinden kaçırdığını anlamış. Daha sonra bir mağaraya gelmiş hemen içeri girmiş. Mağarada bağlı bir at görmüş.

Kurt

-At kardeş seni yiyeceğim

At

-Senin beni yemen zordur. Sen ki ufak bir kurtsun benim gibi kocaman bir atı nasıl yersin demiş.

Kurt

-Yerim demiş

At

-Peki istersen beni ye.Yalınız ayağımın benim ayağımın altında bir kurtuluş yazılıdır demiş

kurt

Nalın nerededir diye sormuş

At

Ayağımın altındadır demiş

Kurt da

-Sen ayağını kaldır da bir göreyim demiş.

Bunun üzerine at ayağını kaldırdı Kurt hemen atın nalın da ki yazıyı görmek için eğilmiş ama eğilmesi ile birlikte at hemen kurdun alınına bir tekme indirmiş

kurt yere düşmüş ve söylenmeye başlamış

Gittim gördüm bir koyun bana pehlivan olacakmış

Gittim gördüm bir keçi ye gitsin işte ne yapacaksın üç keçiyi kandırdı seni akıllı

Geldin gördün bir at yemede yanında yat. Yemeye çalışırsan al işte sana nalı

Masal burada bitmiş bizim at da salına salına yoluna gitmiş.

Minik Kuş Masalı

kus

Minik Kuş Masalı

Avcının biri avlamak için tuzak kurdu. tuzağa küçük bir kuş yakalandı. Avcı minik kuşu görünce çok şaşırdı. çünkü minik kuş konuşuyordu.

Minik kuş

– Ey insanoğlu sen bir çok develer, sığırlar, koyunlar onların etleri ile bile doymadın benim etim ile mi doyacaksın ben senin dişinin kavuğunu bile dolduramam. Şayet beni bırakırsan sana üç tane altın öğüt vereceğim. Bunlar sana daha yararlı olabilir. Bu öğütlerden birini elinde ikincisini şu damın üzerinde üçüncüsünü şu dalın üstünde söyleyeceğim eğer bu öğütlerimi tutarsan bir ömür boyu mutlu olursun demiş

Avcı bu teklifi beğenmiş zaten eti olmayan küçük bir kuş ile nasıl doyacaktı ki kuşun öğüdü belki işe yarayabilirdi.

Avcı

Peki söyle bakalım dedi

Minik Kuş

– Elindeyken vereceğim öğüt şudur olmayacak şeye sakın inanma

Kuş bu birinci öğüdünden sonra avcının elinden karşıdaki damın üzerine kondu.

Minik Kuş

İkinci öğüdüm şu elinden kaçırdığın fırsatlara hiçbir zaman üzülme kuş şöyle devam etmiş

– Akılsız insanoğlu eğer beni kesmiş olsaydın kursağımda iki yüz elli gram ağırlığın da bir inci bulacaktın o inci senide zengin ederdi. O inci senindi ama kısmetin değilmiş. Öyle bir inci bulacaktın ki, dünyada eşi, benzeri yoktu dedi

Avcı bunu duyunca

-Eyvah ben kendi kendime elimle kendime yazık ettim. Elimdeki talih kuşunu kaçırdım ah benim akılsız kafam diye üzülmeye ve saçını başını yolmaya başlamış

Kuş avcının bu halini görünce

-Be aptal adam biraz önce ben sana ne öğüt verdim. Şu haline bir bak inci elinden gittiyse ne diye üzülüyorsun ben sana elinden kaçırdığın hiç bir fırsata üzülme demedim mi. Sözümü anlamadın mı. Sonra ben sana olmayacak bir söze sakın inanma diye ilk öğüdümü verdim.İnciyi duyunca aklın başından gitti. Benim iki yüz elli gram gelmeyeceğimi bildiğin halde nasıl içimde yüz elli gram inci bulunabilir

Avcı kuşun bu uyarısını dinleyince aklı başına geldi.

-Haydi güzel kuş şu üçüncü öğüdünü de söyle öyle git dedi.

Minik kuş dalın üzerine kondu ve alaycı bir şeklide

– Hayret doğrusu iki öğüdümü çok iyi tuttun da üçüncüsünü mü tutacaksın dedi

Sonra göğün maviliklerine doğru uçtu gitti.

Aslan ile Tavşan

aslan-ve-tavsan

Aslan ile Tavşan Masalı

Bir zamanlar ormanların birinde çok zalim bir aslan varmış bu aslan çok zalim bir aslan olduğu için herkes ondan korkuyormuş. Ancak orman sakinleri bundan o kadar şikayetçi olmuş ki sonun da dayanamayıp aslanın yanına gitmişler ve ona demişler ki;

-Sayın yüce kralımız biz size orman sakinleri olarak aldığımız bir kararı bildirmek için geldik.Artık siz hiç yorulmadan biz kendi aramızda size kura ile birimizi seçip göndereceğiz demişler.

Ormanlar kralı aslan buna çok sevinmiş,çokta mutlu olmuş çünkü artık avlanmaya çıkmasına hiç gerek kalmayacakmış. Ve bu olaydan sonra ise her gün kura dan kim çıktıysa aslanın o gün içinde aslanın yemeği olmuş.

Günlerden bir gün sıra küçük tavşana gelmiş ama küçük tavşan aslanın yemeği olmayı hiç ama hiç istemiyormuş,bir isteksizlik onun aklına parlak bir fikrin gelmesine neden olmuş. Sonra hemen aslanın yanına gitmiş ama aslan onu görünce kükremiş.

– Neden bu kadar geç kaldın söyle bakayım neredeyse açlıktan ölmek üzereyim

tavşan hemen cevap vermiş;

-Sabah çok erken yola çıktım ama karşıma bir aslan çıktı ve sizin hakkınızda çok kötü şeyler söyledi demiş

Bunu duyan aslan çok sinirlenmiş ve tavşana

-Beni hemen o aslanın yanına götür demiş

Tavşan hemen aslanı gördüğünü söylediği kuyunun yanına götürmüş aslan hemen kuyudaki suya bakmış ve kendi yansımasını görmüş. Sonra suyun içinde başka bir aslan olduğunu düşündüğü için hiç düşünmeden suya atlamış. böylece akılı tavşanın sayesinde hem orman halkı, hemde tavşan aslandan kurtulmuş.

Aslan ile Karınca

karinca-ve-aslan

ASLAN İLE KARINCA HİKAYESİ

Küçük bir Karınca her sabah erkenden işine gelir ve neşe içinde çalışmaya başlardı…
Çok çalışır… Çok üretir… Ve bunları keyif içinde yapardı.

Patronu Aslan, Karınca’nın başında yöneticisi olmadan kendiliğinden bu kadar hevesle çalışmasına çok şaşırırdı.

Bir gün kârlılığı ve verimliliği arttırmak için aklına parlak bir fikir geldi.

Eğer Karınca, başında bir yönetici bile olmadan bu kadar üretken olabiliyorsa, bir de başarılı bir yöneticisi olsa neler yapardı.

Bunun üzerine, müthiş bir yöneticilik kariyeri olan ve yazdığı raporlarla ünlü Hamam böceği’ni işe aldı. Hamam böceği işe öncelikle bir saat alarak başladı.

Böylece Karınca’nın çalıştığı saatleri tam olarak ölçebilecekti. İş saatlerinde gevşekliğe müsaade etmeyecekti. Elbette raporlarını düzenleyecek bir sekretere de ihtiyacı olacaktı.

Bu nedenle; hem telefon trafiğini yönetmek ve hem de arşiv işleri için Örümcek’i işe aldı.

Aslan, gelişmelerden çok memnundu. Hamam böceği’nin hazırladığı raporlar gerçekten harikaydı. Hatta ondan üretim hızını ölçen ve kârlılığı analiz eden renkli grafikler de hazırlamasını istedi. Böylece bu raporları ortaklarına sunum yaparken kullanabilecekti.

Hamam böceği, bu raporları üretebilmek için yeni bir bilgisayara ve donanıma ihtiyaç duydu.

Artık artan ekipmanlar için de bir bilgi işlem departmanı oluşturmanın zamanı gelmişti. Bu işleri idare etmek için Sinek’i işe aldı.

Bir zamanlar mutlu, üretken ve rahat olan Karınca bu yeni toplantı düzeninden ve evrak işlerinden yılmıştı. Zamanın büyük bir kısmını sorulan soruları cevaplamak ve evrak işleri yapmakla geçiyordu.

Aslan, Karınca’nın bölümünün giderek büyümesinden memnundu. Bölümü daha da büyütmek üzere bir üst yöneticiye ihtiyaç olduğunu düşündü. Ve bölüm başkanı olarak başarıları ile ünlü Ağustos böceği’ni işe aldı.

Kendi rahatına ve keyfine düşkün Ağustos böceği’nin ilk icraatı ofisi rahat edebileceği yeni mobilyalarla döşemek oldu.

Tabii ki kendisinin yeni bir bilgisayara, bütçe kontrol ve stratejik verimlilik planı hazırlanması için kişisel bir yardımcıya ihtiyacı vardı. Bunun üzerine eski iş yerindeki yardımcısını işe aldı.

Karınca’nın çalıştığı yer giderek kimsenin gülmediği, neşesiz ve mutsuz bir mekana dönüşmüştü. Ağustos böceği, patronu Aslan’ı ortamın ruh halini değiştirecek bir çalışma yapılması gerektiğine ikna etti.

Bunun üzerine, Karınca’nın bölümünde olup bitenleri gözden geçiren Aslan, üretimin ve kârlılığın dramatik bir şekilde düştüğünü farketti. Hemen, son derece itibarlı ve iyi tanınmış bir Danışman olan Baykuş’u sorunu çözmesi için işe aldı.

Baykuş, Karınca’nın departmanında 3 ay geçirdi. Bu hummalı çalışmanın ardından ciltlerce süren muhteşem bir rapor yazdı. Raporun sonucu şuydu: “Departmanda aşırı istihdam vardı”.

Aslan, raporu inceledikten sonra dramatik bir karar verdi.

Ve, elbette, ilk olarak negatif tavırlarıyla dikkat çeken, mutsuz ve çalışma isteğini kaybetmiş olan Karınca’yı işten çıkardı.